Görsel 2026 08 31 004706181

“Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır.”

Carl von Clausewitz’in Savaş Üzerine adlı eserindeki bu tespit, bugün Ukrayna’daki savaşın ulaştığı noktayı anlamak için hâlâ son derece önemli. Çünkü artık mesele yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki cephe hareketleri değil. Asıl mücadele, savaşın sonunda Avrupa’da nasıl bir güvenlik düzeni kurulacağı üzerinden şekilleniyor. Ve bu yeni dönemde iki ülke özellikle öne çıkıyor: İngiltere ve Fransa.

Bugün Avrupa ile Rusya arasındaki gerilim, Ukrayna sınırlarının çok ötesine taşmış durumda. Füze teknolojileri, hava savunması, deniz altı altyapısı, siber faaliyetler ve hibrit tehditler, bu mücadelenin yeni cephelerini oluşturuyor.

Avrupa bir taraftan Ukrayna’nın savunmasını desteklemeye devam ederken, diğer taraftan daha kritik bir soruya cevap arıyor:

Savaş sona erdiğinde, Rusya ile Avrupa arasındaki yeni güvenlik düzeni nasıl kurulacak?

İngiltere ve Fransa'nın bu süreçte öne çıkmasının temel nedeni de tam olarak burada yatıyor. Avrupa güvenliği uzun yıllar boyunca büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri'nin askerî kapasitesine ve NATO şemsiyesine dayanıyordu. Ancak son dönemde Washington'ın Avrupa'nın kendi savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğine yönelik yaklaşımı, kıta ülkelerini yeni bir arayışa yöneltiyor. Avrupa artık yalnızca ABD'nin sağlayacağı güvenlik garantilerine güvenmenin yeterli olmayabileceğini daha açık biçimde tartışıyor.

İşte bu noktada Londra ve Paris, Avrupa'nın iki farklı ancak birbirini tamamlayan stratejik merkezi olarak öne çıkıyor. İngiltere, NATO ve Atlantik ittifakı içerisindeki konumunu, askerî kapasitesini ve istihbarat ağını ön plana çıkarıyor. Fransa ise Avrupa'nın kendi başına hareket edebilecek askerî ve siyasi kapasiteye ulaşması gerektiğini savunuyor. Başka bir ifadeyle, İngiltere açısından temel çerçeve NATO'nun güçlendirilmesiyken; Fransa açısından mesele, aynı zamanda Avrupa'nın stratejik kapasitesinin geliştirilmesi.

Ancak iki ülkenin bugün ortaklaştığı çok önemli bir nokta var:

Ukrayna'nın Rusya karşısında uğrayacağı stratejik bir başarısızlık, yalnızca Kiev'in geleceğini değil, Avrupa'nın tamamındaki güvenlik dengesini etkileyecek. Bu nedenle İngiltere ve Fransa'nın öncülük ettiği Gönüllüler Koalisyonu artık yalnızca Ukrayna'ya silah ve mali yardım sağlayan bir yapı olarak görülmüyor. Tartışmanın merkezinde, olası bir ateşkes veya barış anlaşmasından sonra Ukrayna'nın güvenliğinin nasıl sağlanacağı bulunuyor.

Son günlerde yapılan görüşmelerde de hava savunması, balistik füzelere karşı savunma ve Ukrayna'ya verilecek güvenlik garantileri öne çıktı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Rusya'nın Avrupa ülkelerini Ukrayna'ya verdikleri destekten caydırmak amacıyla baskı ve provokasyonlarını artırabileceğini ifade etti.

Buradaki kritik mesele şu:

Avrupa artık yalnızca savaşın bitmesini istemiyor. Avrupa, savaş bittikten sonra Rusya'nın yeniden askerî veya siyasi baskı oluşturmasını engelleyecek bir güvenlik mekanizması kurmaya çalışıyor. Fakat bu süreç Moskova açısından tamamen farklı okunuyor. Rusya, İngiltere ve Fransa'nın Ukrayna'ya verdiği desteği artık yalnızca dolaylı yardım olarak değerlendirmiyor. Özellikle uzun menzilli füze teknolojilerinin Ukrayna'ya aktarılması, Moskova'nın Londra ve Paris'e yönelik söylemini daha sert hâle getirmiş durumda.

İngiltere'nin Ukrayna'nın uzun menzilli füze üretimine teknik destek sağlama kararının ardından Rusya, İngiliz askerî hedeflerinin de misilleme kapsamında değerlendirilebileceği yönünde açık uyarılarda bulundu. Fransa'nın da benzer füze teknolojilerinin paylaşımına izin vermesi, iki ülkeyi Moskova'nın söyleminde aynı stratejik çizgiye yerleştirdi. Bu açıklamalar elbette doğrudan bir NATO-Rusya savaşı anlamına gelmiyor.

Ancak önemli olan, Rusya'nın caydırıcılık dilini değiştirmesi. Moskova artık yalnızca Ukrayna cephesindeki gelişmelere değil, Ukrayna'nın savaş kapasitesini artıran Avrupa ülkelerine de doğrudan mesaj veriyor. Dolayısıyla Avrupa-Rusya mücadelesi yeni bir aşamaya geçiyor. Fakat mesele yalnızca füzelerden ve askerî yardımdan ibaret değil. Bugün Avrupa'nın en büyük kaygılarından biri, Rusya ile doğrudan bir savaş yaşanmadan Avrupa'nın kritik altyapısının ve toplumsal dayanıklılığının hedef alınması. Deniz altı kabloları, enerji hatları, limanlar, dijital altyapılar ve siber sistemler artık klasik askerî hedefler kadar önemli.

Özellikle İngiltere açısından deniz altı güvenliği kritik bir mesele hâline gelmiş durumda. İngiliz askerî çevreleri, Rusya'nın deniz altı kabiliyetlerinin ve kritik altyapıya yönelik kapasitesinin ciddi bir güvenlik riski oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Fransa ise özellikle hava ve füze savunmasına odaklanıyor. Avrupa'nın balistik füzelere karşı ortak savunma kapasitesini geliştirmeye yönelik yeni girişimleri de bu değişen tehdit algısının bir sonucu. Avrupa artık yalnızca bugünkü savaşa değil, önümüzdeki yıllarda karşılaşabileceği daha geniş bir güvenlik ortamına hazırlanıyor. Dolayısıyla yeni Avrupa-Rusya rekabetinde cephe hattı yalnızca Ukrayna'nın doğusunda değil.

Cephe;

Baltık Denizi'nde,

Karadeniz'de,

Avrupa'nın hava sahasında,

siber alanda ve hatta denizlerin altındaki iletişim hatlarında kuruluyor.

İşte bu nedenle İngiltere ve Fransa'nın rolü giderek daha fazla önem kazanıyor. Çünkü iki ülke artık yalnızca Ukrayna'ya destek veren devletler olarak hareket etmiyor. Aynı zamanda savaş sonrası Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği konusunda inisiyatif almaya çalışıyorlar. İngiltere'nin askerî ve istihbarî kapasitesi ile Fransa'nın Avrupa'nın stratejik geleceğine ilişkin siyasi vizyonu birleştiğinde, Avrupa'nın kendi güvenlik merkezini oluşturma arayışı daha görünür hâle geliyor. Ancak burada önemli bir sorun var.

Avrupa'nın siyasi iradesi ile askerî kapasitesi arasında hâlâ ciddi bir mesafe bulunuyor. Avrupa savunma harcamalarını artırıyor. Hava savunma sistemlerine yatırım yapıyor. Ortak askerî projeler geliştiriyor. Ancak ABD'nin askerî kapasitesi ve stratejik desteği olmadan Avrupa'nın Rusya karşısında ne kadar bağımsız hareket edebileceği hâlâ tartışmalı.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli sorusu belki de şu olmayacak:

“Rusya, Avrupa ile savaşa girer mi?”

Asıl soru şu:

“Avrupa, Rusya ile doğrudan savaşa girmeden Rusya'nın askerî, siyasi ve hibrit baskısını caydırabilecek kapasiteyi oluşturabilecek mi?”

İngiltere ve Fransa'nın bugün attığı adımlar büyük ölçüde bu soruya cevap arıyor. Sonuç olarak Avrupa–Rusya hattındaki mücadele yeni bir aşamaya girmiş durumda. Ukrayna savaşı hâlâ bu mücadelenin merkezinde bulunuyor. Ancak güvenlik rekabeti artık Ukrayna sınırlarının çok ötesine taşmış durumda.

Clausewitz'in ifadesiyle savaş, politikanın başka araçlarla devamıysa, bugün Avrupa ile Rusya arasındaki mücadelede de politika artık yalnızca diplomasi masasında yürütülmüyor. Füzeler, hava savunma sistemleri, deniz altı kabloları, siber saldırılar ve ekonomik baskı araçları, bu yeni mücadelenin parçaları hâline geliyor. İngiltere ve Fransa ise bir yandan Ukrayna'nın savunmasını desteklerken, diğer yandan savaş sonrası Avrupa'nın güvenlik mimarisini şekillendirmeye çalışıyor.

Rusya ise Avrupa'nın siyasi birliğini, askerî hazırlığını ve toplumsal dayanıklılığını test etmeyi sürdürüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde belirleyici olan yalnızca Ukrayna'daki cephe hattı olmayacak.

Asıl belirleyici unsur, Avrupa'nın Rusya karşısında ortak ve sürdürülebilir bir strateji oluşturup oluşturamayacağı olacak.

Ve belki de savaşın sonucunu yalnızca sahadaki askerî güç değil, savaş sonrasında Avrupa'nın nasıl bir güvenlik düzeni kurmayı başaracağı belirleyecek.